Batman Etkisi ve Gotham Şehrindeki Feodal Toplum Yaşamı

Bizim neslimizin The Godfather’ı olarak gösterebileceğimiz (şimdi gülenlerle 20 yıl sonra tekrar konuşalım) Christopher Nolan’ın Batman serisinin üçüncü ve son ayağı olan The Dark Knight Rises 27 Temmuz’da bizleri şenlendiriyor olacak. Yapımcı, yönetmen ve senarist Nolan’ın her fırsatta üstüne basa basa söylediği gibi TDKR, aslında aynı The Dark Knight için de söylenebileceği gibi bilinen süper kahraman filmlerinden ziyade bir suç filmi. Süper kahraman filmi gibi algılanıp da bir suç filmi olmaya cesaret göstermesi ise Batman evrenin 1940’lardan beri süregelen karanlık ve ama asıl gerçekçi yapısından kaynaklanıyor diyebiliriz.

İkinci Dünya Savaşı sırasında gerizekalı bir topluma moral vermek için üretilen süper gücü olmayan bir “süper” askeri, yolunu kaybetmiş bir örümceğin ısırması ile duvarlarda gezinen bir jimnastikçiye dönüşen ergeni ya da kemiklerinin içine adamantium denen saçma bir metalin enjekte edildiği meyve bıçağı taklidi yapan bir nevrotiği Batman evreninde ve dolayısıyla filmlerinde göremezsiniz. Batman evreninde Batman dahil olmak üzere karakterlerin kişilikleri korku, güç, aile, geçmiş, başarı ve saygı gibi kavramlara duyulan saplantılar ve bunları destekleyen çeşitli kompleksler üzerinden oluşur ve anlam kazanır.

Açıkçası asıl değinmek istediğim konu olan bu “feodal Gotham toplumu”na dair atıp tutacak olmak bendenizi epey geriyor çünkü 1940’lardan beri var olan böylesine kümülatif bir evreni, feodalizm gibi yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmayan ve diğer siyasi rejimlerden farklı olarak sınırları ve işleyişi keskin olmayan bir yapı ile karşılaştırmak epey riskli ve ama bir yandan da bu belirsizlikler üzerinde düşünmesi epey zevkli olan böyle bir analoji yaratmak için büyük avantaj yaratıyor.

Öncelikle altını çizmek isterim: Gotham’ın feodal bir siyasi düzene ait olduğunu söylemek hayalcilik olacaktır. Günümüzde geçtiği bilinen Gotham kapitalist bir şehirdir ve bireylerin mülkiyet hakları vardır. Gotham’ın zenginleri fazla zengin, fakirleri fazla fakirdir ve sosyal eşitsizlik her katmanda görülür. Bu sosyal eşitsizlik ise Batman’in bir şövalye misali antidotu olmaya çalıştığı suç oranlarının her daim yüksek olmasına yol açar.

Bildiğimiz feodal düzen (yani Avrupa’da görülmüş olan feodal düzen) işçiler, köylüler ve kölelerin güvenlik ve barınma karşılığında toprak ağalarına yani krallara hizmet vermesi (yani mülkiyet haklarının olmaması) ve bu şekilde ortaya çıkan siyasi düzen ya da birlikteliktir.

Ayrıca feodal düzenin çevresel çözümlemesinde komşu derebeylerin birbiri ile didişip otoritesini ve gücünü arttırma çabası bulunur.

Özetle dışarıda süregelen bölünmüşlük, içerideki sosyal eşitsizliği katmerler. Ancak bizim konumuza asıl değecek olan nokta feodal hakimiyetin toprak parçası üzerine inşa edilmesidir.

Derebey, iktidarını üzerine kurduğu toprak parçasına hakim olduğu sürece derebeydir.

Her ne kadar dünyanın geri kalanından farklı bir yerde yer aldığı izlenimi verse de (Gotham’ın bir hükümet ya da devlet başkanı ile teması ya da komşu olduğu şehirler pek vurgulanmaz) kapitalist düzendeki Gotham’ın güvenlik teşkilatı ve mahkemeler olmak üzere çeşitli kurumları bulunur (yani hakimiyet tek kişinin elinde değildir) ve kişiler mülkiyet hakkına sahiptir. Ancak birazdan değineceğim üzere Bruce Wayne’in Gotham’a yaklaşımı ile Batman ve kötü çocuklar arasında Gotham üzerinden gerçekleşen hakimiyet kavgası ve bunun şehre yansımaları feodal bir yaşantıya ya da feodal toplum düzenine göz kırpar.

Batman’in birçok çizgi romanında ve filminde Bruce Wayne’nin sürekli şehir ile kurduğu bağı ve Gotham’ı nasıl sahiplendiği gösterilir. Wayne’in çocuk yaşta anne babasını kaybetmiş olması ve hiçbir zaman dolmayacak ebeveyn ihtiyacından dolayı ayakta kalmak adına rolleri değiştirerek Gotham’a evladıymış gibi yaklaşması dikkat çekicidir.

Gotham Batman’indir, Batman ise Gotham’ın. Ancak bu basit “anne babanın küçük yaşta öldürülmesi üzerinden ortaya çıkan trajik ve travmatik sonuçlar ile Bruce Wayne’in intikam ve adalet yemini etmesi” özeti, takdir edersiniz ki bizim gözümüze örtülen bir perdedir çünkü bu denklemin anlaşılması ve bunun üzerinden okuyucu ile bağ kurulması kolaydır. Bu durum Bruce Wayne’in Batman maskesi altında suça karşı giriştiği her hareketi okuyucu gözünde meşru kılmaya yarar. Ayrıca bilyoner Bruce Wayne’in Gotham’ın açık ara en zengini oluşu da dikkate değerdir. Sahip olduğu bu maddiyat ve güç okuyucunun onu ve eylemlerini sorgulamadan kabul etmesine ve yüceltmesine yardımcı olur. Neticede mülkiyetin tabana yayıldığı bu yüzyıl güçlü ve zenginlerin omuzlarda taşındığı bir zamandır.

Bu noktada Batman Begins‘den bir Ra’s al Ghul alıntısı yapalım: “If you make yourself more than just a man, then you become something else entirely. A legend.” der Ra’s al Ghul genç Bruce Wayne’e.

Bruce Wayne suça karşı savaşır ancak polis değildir, hakim değildir, asker değildir. Bunlardan biri olmak için ise ilgili eğitimi almış olmak gerekir. Ama Bruce Wayne kostümü ve kostümüyle beraber idealize ettiği adalet dünyası ve sembolize ettiği değerler ile kendi düzenini ve efsanesini yaratır. Koşullar ne olursa olsun Batman kimseyi öldürmez, öldürmemeye yemin etmiştir. Kimin kötü, kimin iyi olduğuna kendisi karar verir ve ama adalet anlayışı doğrularla yanlışları ayırt edecek kadar temiz kaldığı ve Gotham bir suç batağı olduğu için biz bu tek kişilik garip şovu sorgulamayız. Batman ve Bruce Wayne şehir üzerinden kendi düzenini, kendi otoritesini, kendi efsanesini yaratmıştır.

Tekrarlayalım: Gotham, Batman’indir. Başka hiçbir süper kahraman evreninde bir şehir ile bir süper kahramanın duygusal birlikteliği ve yaşanılan şehrin sahiplenilişi bu kadar vurgulanmaz. Özellikle çizgi romanlarda şehir manzarası eşliğinde Batman’in kendi kendine yaptığı konuşmalarda bu şehre ne kadar değer verdiği üzerine bolca aforizma okuruz. Bruce Wayne hem sivil kimliğiyle hem de Batman kostümüyle Gotham’ın sahibi gibi davranır. Wayne kimliği ile dikkat çekmemek adına umarsız bir playboy imajı çiziyor olsa da aynı zamanda bol bol yardım organizasyonları düzenler ve Gotham’daki yoksullara el uzatır. Şehrin ortasından Wayne Enterprises’a bağlanan bir tren inşa eder ve tabi ki şehrin daha yaşanılacak bir yer olması için sürekli yatırımlarda bulunur. Yani şehre şekil verir.

Bruce Wayne sorgulanmayacak ölçüdeki bu maddi ve manevi kudrete sahiptir. Bunun yanında kendisi fiziksel anlamda da Gotham’a hakimdir. Yer altında kimselerin bilmediği bir mağarada yaşar, binaların arasında ve tepesinde evinin arka bahçesindeymişçesine hareket eder.

Gotham Batman’e hizmet eder ve karşılığında ise Batman Gotham’ı şekillendirir, korur, kollar.

Bu noktada ise yalnızca Batman’in değil, diğer karakterlerin de Gotham’a karşı hislerinin bulunduğunu hatırlatalım. Bane’in bol bol “Gotham benim!” diye haykırışını (bkz: Knightfall), Joker’in “Gotham daha klas suçluları hak ediyor” deyişini (bkz: The Dark Knight) ya da Ra’s al Ghul’un Gotham’ı yıkmak ve yeniden inşa etmek istemesini (bkz: Batman Begins) ve buna benzer birçok “Gotham üzerinden varlığını tanımlama ve tamamlama” hareketini Batman çizgi roman ve filmlerinde okuyup, izleyebilirsiniz. Bu evren aynı zamanda aidiyet, sahiplenme ve kişinin kendini bulunduğu ortam içinde yani Gotham’da konumlamasına dair de bir evrendir.

Daha da açmak gerekirse Batman’in Gotham’ı feodal düzene göre yönetmesinden ziyade (bu çok basit olurdu) Gotham’ın kötü çocukları ile Batman’in karşı karşıya gelişinden ortaya çıkan çevresel çatışma (olmayan merkezi otorite ve derebeylerin birbiri ile çatışması) ve Batman’in Gotham’da bir derebey gibi hareket etmesinin (şehrin inşası, yer altındaki hakimiyet, adalet anlayışı vb) birleşimi bizim bildiğimiz anlamında bir feodal düzeni, daha doğrusu feodal toplum yaşamını andırır.

Bu analojiye göre Gotham’daki köylü, köle ve işçilerin varlığı ve yani güvenliği lorda yani Batman’e bağlıdır. Kapital üretim modeli ve devamında oluşan eşitsizlik, geçmişinde travmatik bir aile katliamı yer alan parçalanmış bir adamın, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin saplantılarla beraber yarattığı Joker, Bane, Penguin, Scarecrow ve Riddler gibi kötü karakterlerle mücadelesi ve şehir üzerinden kendini tanımlarken aynı zamanda kendi adalet düzenini oluşturması sonucunda ortaya çıkan feodal toplum yaşantısı ile iç içe girmiştir.

Sözün özü, Batman ve Bruce Wayne karakteri ile kötü karakterlerin Gotham ile olan ilişkileri feodal bir düzene özlem ya da birebir bir siyasi feodal sistemi andırmaktan ziyade bilinen haliyle feodal düzenden bağımsız olarak saplantılardan beslenen ve trajik olayların sonucu olan toprak üzerinden hakimiyet ve kişilik oluşumu, düzeni alfa kişisinin sağlaması ve diğer derebeylerin hakimiyet ve otorite çatışması ve yine dolayısıyla kişilik oluşumu üzerinden yorumlanabilir.

Batman ve dünyasına dair çok fazla şey okuyup izlemiş olmama rağmen böyle bir benzetmeyle daha önce karşılaşmadığım ve feodal düzenle ilgili benzetmelerde yer yer belirsizlikten güç aldığım için hatalarım olabilir ve bu sebeple Batman’in içinde bulunduğu ve katkıda bulunduğu feodal toplum yaşamı analojisi gelişime açıktır. Yukarıda bahsedilenler Batman ve Gotham dünyasının aslında en başından beri feodal bir anlayış üzerinden inşa edilmesinin kanıtı olma iddiasını taşımaktan ziyade çizgi roman olduğu için bayağı görülmesi muhtemel ve hatta aslında yaygın olan Batman dünyasının farklı boyutlarda ele alınabileceğinin kanıtıdır.

Batman’i bir derebeye benzetmek Batman dünyasını tartışmaya yarayacak ve derebeyliğin ne olduğunu bizlere hatırlatacaksa dahi o tartışma ne güzel bir tartışmadır diyerek bu yazıyı burada sonlandırıyorum.

business dev, content marketing, native advertising // former product manager @yemekcom & @yemeksepeti

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*

1 yorum

  1. ali

    batman güzel de diğer kahramanları da böyle çöpe atmamak lazım ayrıca ıkçı söylemler hoş deil