Sosyal Medya ve Spor: Fırsat mı, Tehlike mi?

[14 Şubat 2011’de SMCO’da yayınlandı]

Bülent Timurlenk, 2006’dan beri Aceto Balsamico ismindeki popüler blog’unda futbol yazıları yazıyor ve aynı zamanda Sabah gazetesinin spor servisinde haber editörü olarak çalışıyor. Kendisiyle Social Media Week’in üçüncü gününde “Sosyal Medya ve Spor: Fırsat mı, Tehlike mi?” isimli panelin ertesinde bir söyleşi yaptık.

Gençler Arasında Muhabir Olmak İsteyen Kimseyi Görmüyorum

Batuhan Apaydın: Social Media Week’teki panelinize katılanlara neler anlattınız?

Bülent Timurlenk: Sosyal medyanın çok hızlı geliştiğini ve değiştiğini ve ayrıca birçok şeyi çok hızlı tükettiğimizi  konuştuk. Benim özellikle değinmek istediğim konu ise internet mecrasına yeteri kadar maddi yatırım ya da reklam yapılmaması ve bu yüzden de içerik üreten siteler açısından bir tıkanıklık ve istihdam problemi oluşması. Kimsenin ev telefonu kullanmadığı 2011 Türkiye’sinde bir telekomünikasyon şirketinin hala ev telefonları üzerine milyonlarca dolar reklam yatırımı yapması ve ondan sonra online içerik üreten kimseye destek çıkmaması bana gülünç geliyor. İçerik üretimine maddi ve manevi anlamda destek çıkmak gerekiyor.

B.A.: Artık ana akım spor medyasının yanında alternatif medyayı, yani blog’ları da sıklıkla okuyoruz. Böylece kemikleşmiş bakış açıları değişiyor diyebilir miyiz?

B.T.: Her meslek grubunda olduğu gibi spor medyasında da genelleme yapmak haksızlık olur. İyi ve kötü kebapçılar olduğu gibi, iyi ve kötü gazeteciler da olabilir. Herkesin iyi ve kötü yargısı farklıdır ve herkes kendince seçim yapmalıdır. Okuduğun gazeteyi ve izlediğin yorumcuyu kendin seçersin. Artık tek kanallı yayın döneminde değiliz. Ülkede üç tane spor kanalı ve çok sayıda iyi internet sitesi var.

B.A.: Peki bloglar, ana akımın yerini alabilir mi? Örneğin Flying Dutchman ve Borges blog’larının yazarları kısa bir zaman önce Birgün gazetesinde yazmaya başladılar. Sizce böyle köklü bir değişim süreci gerçekleşir mi?

B.T.: İkisi de çok başarılı, çok yetenekli ve fikir üreten arkadaşlar. Ama Birgün onlara telif ödüyor mu? Bunu soralım. Çünkü hayatını yazarak, düşünerek ve yorum yaparak kazanan insanların bunun karşılığını almaları gerekiyor. Aksi takdirde bu çabaları hobi olarak kalır. Karşınızdaki kurum size bu konuda bir vaatte bulunmuyorsa o ilişki ne kadar sağlıklı yürüyebilir ki? Bu iki arkadaşa ücret ödeyip ödemediklerini bilmiyorum ama tekrar altını çizmek istiyorum: Üzerinde bedeli olan ve kar edilen bir yayında insanların karşılığını alması gerekiyor.

B.A.: Sizce bir futbol blogger’ı Hürriyet gibi çok satan bir gazetede yazabilir mi?

B.T.: Flying Dutchman, Hürriyet’in kapanan spor ekinde yazıyordu. Şöyle de bakmak lazım aslında: Spor yazıları okumayı o kadar seviyoruz ki Hürriyet’in spor eki kapanıyor! Ancak burada kurumları suçlamamak lazım. Hürriyet’in spor ekinde yazan blogger’ın yazısının çıktığı gün, Hürriyet artı 50 bin daha satmazsa o ek kapanır. Türkiye’de Radikal Futbol bile kapandı. Daha dün Tanıl Bora, İslam Çupi’nin kitaplarının ancak 1000 baskı yapabildiğini söyledi. Kimse kusura bakmasın ama İslam Çupi’nin bir lafını 1 milyon kişi biliyor ama kitabı ancak 1000 tane basılabiliyor. Toplumun ve sporu seven insanların biraz aynaya bakması gerekiyor.

B.A.: Arz ve talebe göre şekilleniyor da diyebiliriz o zaman. Örneğin ana akım medyayı futbola daha çok yer verdikleri ve diğer sporları futbol kadar konu etmedikleri için eleştirebiliyoruz. Ancak blog’larda da aynı şekilde daha çok futbolun yazıldığına, futbolun talep gördüğüne tanık oluyoruz.

B.T.: Belediye’nin Kalamış’ta tenis kortları var. Gidin bakın, kapısında kilit var. Herhangi bir tenis kulübünde oynamanın belli bir maliyeti var. En son yapılan kış oyunlarında da gördüğümüz üzere, o ülkenin içinde olmayan spor kültürünü sonradan enjekte edebilmek ve o sporu insanlara uygulatabilmek o kadar kolay değil. Mesela Çin’deki 1,5 milyar insandan çok iyi futbolcular çıkması lazım gibi düşünebilirsiniz. Çıkmıyor çünkü futbol kültürleri yok. Sen eğer birebir uygulamıyorsan o sporu sevmezsin. Hayatının bir döneminde o sporu yapmış olman lazım. Futbol özelinde bakacak olursak ise şunu eklemek lazım: Futbol iki taş ve bir toptur. Böyle bir sporun popüler olması kadar doğal bir şey yok.

B.A.: Son olarak, spor gazetecisi olmak isteyen gençlere ne yapmalarını önerirsiniz? Blog yazarak mı kendilerini göstermeliler, yoksa gazetelerin kapısını çalıp staj mı kovalamalılar?

B.T.: Spor gazeteciliği yapmak isteyen kimseye “blog tutma” diyemem. Ama blog tutanların da spor gazetecisi olabileceğini söyleyemem. Her işin eğitimini almak gerektiğine inanıyorum. Öte yandan sadece iletişim fakültesi mezunları gazetecilik yapabilir diye bir kural da yok. Eninde sonunda araştırmak, dil bilmek ve zaman ayırmak gerekiyor. Sevmek gerekiyor. Şunu da söylemek gerekiyor ki gazetecilik sadece köşe yazarlığı değildir. Gençler arasında haber ya da foto muhabiri olmak isteyen kimseyi görmüyorum. Herkes ama herkes TV’de yorumcu ya da gazetede köşe yazarı olmak istiyor. Bu şekilde ne TV’de saatler ne de gazetelerde köşeler yetecektir.

İşim internet yayıncılığı, içerik yönetimi, içerik pazarlaması ve dijital iletişim.

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*

1 yorum

  1. Akılcı ve akıcı bir söyleşi, içeriğinin doluluğuyla bütünleştiğinde ortaya güzel ve okunası bir metin çıkıyor.Ben beğendim.Konu da öneminden olsa gerek ilginç geldi bana. Güncel de üstelik.Herkesin okumasını öneririm.

    Ali Nejat APAYDIN
    Çalışma Ekonomisi Uzmanı