Digital Bosphorus: Doğu’nun Silikon Vadisi Değil, Batı’nın İpek Yolu


Sina Afra, Digital Bosphorus’u ortaya attığında istediği ilk şey bu konunun tartışılmasıydı.

Benim yorumum ise kendisi bu istekle beraber, farklı görüşlerden beslenilerek Digital Bosphorus konseptinin “yeni Silikon Vadisi” gibi sığ bir tanımdan kurtulmasını istiyordu. Çünkü ABD’nin Silikon Vadisi ile “Doğu’nun Silikon Vadisi” olması beklenen Türk internet ekosistemi arasında çözülmesi oldukça güç temel farklılıklar bulunuyor.

Ancak herkesin bir şekilde değindiği bu imkansız farklılıklara tekrar tekrar girmektense “aslında ne olduğumuzu” anlamaya çalışmak daha doğru geliyor bana.

Sina Afra’nın arzuladığı ikinci şey Digital Bosphorus’un sahiplenilmesiydi ve sanırım bu konuyu en çok sahiplenen kişilerden biri naçizane bu satırları yazan kişidir. Önce, sosyalmedya.co editörü olduğum süre içerisinde kendisiyle epey keyifli bir yüz yüze röportaj yaptık ve birinci ağızdan konunun ne olduğunu meraklılara anlatmaya çalıştık. Sonrasında sektörün önde gelenlerinden Digital Bosphorus hakkındaki görüşleri aldık. Şimdi ise dijitalkonferans.com projemizde Kenan Bölükbaşı’nın yaptığı güzel logoya yer vererek Digital Bosphorus’u daimi desteklediğimizi gösteriyoruz.

Digital Bosphorus için benim kişisel olarak gösterdiğim bu neredeyse koşulsuz desteğin en büyük nedeni ise millet olarak kendimizi pazarlamayı bir türlü başaramıyor oluşumuzdur. Digital Bosphorus gibi bir vizyon/konsept/tanım/marka, artık adına ne derseniz, bir ihtiyaçtır. Konuşuldukça anlam kazanacak bir ihtiyaç.

Peki biz neyiz? Türk internet ekosistemi olarak nerede duruyoruz?

Artık herkesin malumu olan ve klon diye adlandırılan girişimlerimiz internet sektörünü, büyüyen pazarımızı ve geniş anlamda da algıları domine eder durumda. Çoğu kişinin “yeni Silikon Vadisi” tartışmalarına karşı çıkarken giriş yaptığı nokta bu klon konusu ve inovasyondan uzak oluşumuz oluyor. Ancak maalesef aslında ne kadar yolun başında olduğumuzu unutuyoruz.

Türkiye, içinde olduğunda fark edilmese de halen gelişmekte olan ve kısa zamanda çok yol alma baskısı altında olan bir ülke ve bu baskı gelişmekte olan ülkelerin temel derdidir.

Kendimizi önemsemek ve göklere çıkarmak tarihsel bir alışkanlığımız ancak bu durum maalesef gerçekleri görmemizi engelliyor. Diğer birçok endüstride olduğu gibi (inşaat, belki tekstil ve genel olarak servis sektörünü dışarıda tutmak lazım) ayağa kalkıp yürümeye çalışan ve bu sırada bol bol tökezleyen hınzır veletler (zeki ama çalışmıyor abisi) gibiyiz.

Digital Bosphorus’a dönecek olursak ne donanım ne de yazılım anlamında yeterli durumda olduğumuzu söylemek mümkün. Avrupa’dan örnek vermek gerekirse özellikle yazılım anlamında Rusların ve hatta bazı Balkan ülkelerinin bizden önde oluşu pek bahsedilmez ama yurt dışında bilinen bir gerçektir. Donanım tarafında ise ucuz işçilik ve kümülatif birikimden dolayı Asya’dan çok çok gerideyiz.

Bizim iyi olduğumuz yer ise hizmet/servistir.

Kredi kartı penetrasyonu, tamam. Genç nüfus, peki. Artan internet kullanımı, okey. Bunların hepsi yine olabilirdi ama biz bu kadar iyi ve Avrupa’ya örnek gösterilebilecek bir e-ticaret pazarına sahip olmayabilirdik, eğer hizmet konusunda bu kadar iyi olmasaydık.

23 Mart 2012’de aynı gün içinde, yalnızca o gün içinde, Webrazzi ve sosyalmedya.co’da çıkan haberlere bakalım:

Boyner Grubu’nun Morhipo’su 1 Yılda Ne Kadar Büyüdü?
Trendyol’un Kardeş Sitesi Modagram. com Açıldı
Sabancı Topluluğu’ndan Yeni Bir E-Ticaret Girişimi: Kliksa

Biz olmaya çalıştığımız şey yüzünden ne olduğumuzu bir türlü fark edemiyoruz. Biz bir ticaret ülkesiyiz. Her zaman öyle olduk ve bu pratik artık bizim genlerimizde yer etti.

Osmanlı’nın yayılmacı politikasının nedeni ticaret yollarını ele geçirmek istemesiydi, dünyaya hükmetmek değil. Ya da farklı milletlere iyi davranması hoşgörüden dolayı değildi, ekonomiyi diri kılmak ve yani aslında ticareti ayakta tutmaktı.

Biz ticareti iyi biliriz. “İkizlere takke” diye bağırarak sütyen satar, sıcak havada su ve limonata dağıtan çocuğun yer aldığı banka reklamını izlerken gurur duyarız. Bizim alışkanlığımız yeni bir şeyi üretmek ya da inovasyon değil, hizmet ve uygulamadır (execution). Uygulamayı iyi yapıyor oluşumuzun nedeni ise göçebe kültürümüz ve pratik çözümler ile hayatta kalma içgüdümüzdür.

Türkiye önümüzdeki 10 yıl içerisinde doğunun Silikon Vadisi olmayı değil, yeni İpek Yolu olmayı amaçlamalıdır. Hedefimizi net bir şekilde belirlemeliyiz. Türkiye’nin kitlesel alışkanlıkları neler? Uzak ve yakın geçmişinde neleri iyi yaptı? Hangi konuda uzun vadeye ihtiyacı var, kısa vadede hangi uzmanlığını faydaya dönüştürebilir?

Digital Bosphorus, yüksek tüketim alışkanlıklarının hızlı bir şekilde tatmin edildiği, ticari olarak bir ayağı yurtdışında olan, dünyayı değiştirecek yeni girişimlerden ya da sonu belli klonlardan ziyade “biraz yeni, biraz klon” olan girişimler ile tüketim döngüsünü kavramış ve önce Balkanlar ve Orta Doğu olmak üzere çevre ülkelere de bunu öğreten bir ülkenin vizyonu olmalı.

Digital Bosphorus özelinde Türkiye, dijital alışkanlıkların yine, yeniden ve sürekli tüketime evrildiği ve ayrıca sürekli büyüyen bir e-ekonomiye sahip ülke olarak kendini konumlamalı. İnovasyon ile bir tutulan “Doğu’nun Silikon Vadisi” önermesindense, “Batı’nın İpek Yolu”nun merkezinde yer almak asıl mantıklı olandır diye düşünüyorum.

İşim internet yayıncılığı, içerik yönetimi, içerik pazarlaması ve dijital iletişim.

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*

3 yorum

  1. Eline sağlık Batuhan, çok güzel bir yorum olmuş. Teknolojiye karşılık ticaret mantığı…

  2. Bizde yeni konsept içerik sistemimizin altına DB logosunu koyduk. Bu bizim açımızdan eğlenceli bi olay..