Aşkla Nefret Arasında Google+ ve Facebook Rekabeti

[13 Temmuz 2011’de SMCO’da yayınlandı]

“Aşkla nefret epey benzer birbirine” gibi çoğunuza klişe gelebilecek olan ve hatta “seni sevmekten nefret ediyorum” diyerek dalga bile geçebileceğiniz bakış açısının kapsamı İsrailli araştırmacı Dr. Simone Shamay-Tsoory tarafından 1,5 yıl önce bilimsel olarak genişletildi. Araştırmaya göre aşk ve sevgimizin arttığı durumlarda ortaya çıkardığımız oksitosin hormonunu kıskançlık, haset ve kötü niyetler beslediğimizde ya da asosyal davranışlar sergilediğimizde de salgılıyoruz.

Mevzuyu getireceğim nokta ise şu sıralar Google+ ve Facebook arasında bu hormonun adeta fışkırıyor olduğunu düşünmem.

Ortada bir aşk var. Çünkü Google+ hayran olunmayacak gibi değil ve Facebook mühendislerinin ve Zuckerberg’in de hem aşkla hem nefretle şu sıralar oksitosin salgıladıkları kuvvetle muhtemel. Öte yandan Google+’ın çıkışına kadar ve aslında halen sosyal ağların tartışmasız lideri durumunda olan Facebook’a karşı da Google mühendislerinin ve Larry Page ile Eric Schmidt ikilisinin bolca oksitosin salgılamış olduğu malumunuz.

Ama aslında bütün bunların ötesinde bu aşk, nefret ve ortaya çıkan litre litre oksitosinin bahsi geçen iki taraf arasında yaratacağı tepkime önemli. Onun adı ise rekabet ve unutulmamalıdır ki rekabet daha iyiyi getirir. Taraflardan birinin yazgısının eninde sonunda yok oluşla sonlanacak olmasına rağmen.

Oksitoksinin Faydaları

Google’ın Facebook’un önümüzdeki aylarda yapılması beklenen halka arzı öncesinde Google+’ı duyurmuş olması rekabetin geldiği nokta açısından epey düşündürücü aslında. 100 milyar doları bulması beklenen bu halka arzın hemen öncesinde açılan Google+’ın Facebook’la ilgilenen yatırımcıların kafasını karıştırmış olması ve Facebook’un geleceğine dair insanları düşünmeye itmesi kadar normal bir şey yok. Google+’ın çıkışını tamamen bu motivasyona bağlamak Google’a haksızlık olacaktır ki zaten bu nokta iki tarafın arasındaki rekabetin yalnızca ufak bir noktası.

Birkaç yıl öncesine kadar Google için “internetin tanrısı” yakıştırmasını yapıyorduk. Eşsiz bir oluşumdu, internetteki bütün içeriği önünüze getiriyor, ansiklopedileri çöpe attırıyordu. Şimdi ise çıkarmış olduğu onca ürüne rağmen(Android, Chrome OS, Google Docs, Google Maps ve daha nicesi) sanki Google+ dışında başka meşgalesi yokmuş da yeni yetme Facebook ile yarışır halde gözüküyor.

Doğaldır ki kimse 2000′lerin ortasında ortaya çıkan Facebook’u Google’a rakip olarak görmemişti. Şimdi ise kullanıcıların verilerini elde etme, içeriğin akışı ve reklam alımı (sosyal reklam) konularında Facebook Google için ciddi bir tehdit haline geldi ki Facebook efendisinin usta olduğu arama konusuna henüz eğilmedi bile. Facebook ileride arama konusunda hepimizin ağzını açık bırakacak bir adım atarsa (kullanıcı gizliliğinden dolayı zor olsa da) ikili arasındaki rekabet bambaşka bir boyuta geçebilir.

Çeşitli alanlara yaydığı ürünlerini göz ardı edersek Google’ın krallığı “arama” yeteneğinden gelir ve bu yeteneğini önceki arama motoları ile girdiği oksitosin bezeli rekabet sayesinde kazanmıştır. Google’ın Yahoo ve Altavista’yı geride bırakmasının nedenlerinden biri Yahoo ve Altavista’ya duyduğu aşk, nefret ve dolasıyla daha iyi olma motivasyonu dışında sayfalar arası bağlantı eşleşmesini kıymetli bulması ve arama sonuçlarını korkunç indexleme algoritmasıyla beraber buna göre sunmasıydı. Yani yeni bir bakışı açısı getirmesiydi. Bu rekabetin sonunda Yahoo ve Altavista yok oldular. Büyük resme baktığımızda rekabet gelişimi getirmiş oldu.

Yeni Düzen: Paylaşım ve Kişisel Verilerin Önemi

Ne var ki eski çamlar bardak oldu ve Web 2.0′nin gelişimiyle beraber içerik üretme şansı bir kısım şanslı insanın avuçlarından kaydı, bütün internet kullanıcılarına geçti. Yeni düzene sosyal içerik üretimi ve paylaşımı hakim oldu ve Google her dakika yeniden indexleme yapsa ya da gerçek zamanlı aramayı başlatsa dahi sosyal ağların içine giremedi. Girmek için Wave ve Buzz gibi girişimlerde bulundu ama olmadı.

Google’a rakip olan Facebook ve Google+’ın “Circles” özelliğinden dolayı aslında gizli rakip haline gelen Twitter ile şimdilerde gerçek zamanlı içerik üretimi ve ayrıca kişisel veri paylaşımı gerçekleşiyor. Google yıllar içinde geliştirdiği algoritmalar ile sahip olduğu bize ait verilerle neyi sevdiğimizi tahmin ediyorken, Facebook neyi sevdiğimizi gerçekten biliyor. Bu da Facebook’u reklamverenler gözünde daha değerli kılıyor. Eğer Google bu noktada Facebook’a arıza çıkartmazsa koskoca bir imparatorluk ne olduğunu anlamadan gerileme dönemine girebilirdi. Yani aslında Google geleceği gördü, buna dair stratejisini de yeniledi. O öngörünün son dokunuşu ise Google+’tı.

Artık ana hedef içeriğin akışını gözlemek ve doğru arama sonuçlarını kullanıcının önüne getirmek değil. Mesele artık anlık içeriği gözlemek ve ama aslında Eric Schmidt’in de dediği gibi kullanıcıların kişisel verilerine, beğenilerine, hayat tarzlarına ulaşmak ve böylece reklamverenler gözünde değerli bir veri bankasına sahip olmak. Facebook bunun öncüsü oldu ve şu anda Google’ın birkaç adım önünde. Google ise birkaç yıldır bolca salgıladığı oksitosini Google+’a dönüştürdü ve kullanıcıların zaman içinde oluşmuş sosyal ağ alışkanlıklarını olumlu yönde geliştirmek için bir adım attı. Tabi ki rekabetin getirdiği mücadele azmiyle.

Google’ın Psikolojik Avantajları

Haziran ayında çıkan habere göre Facebook’un kullanıcı sayısında önceki aylara kıyasla azalan bir artış vardı. Özellikle Kuzey Amerika’da yaşayan birçok kullanıcı Facebook üyeliklerini kapatmayı tercih etti. Geçtiğimiz günlerde 750 milyon kullanıcıya ulaşan Facebook’un bir noktada doyuma ulaşacağı zaten öngörülüyordu. Bu durum Facebook açısından artık yeni kullanıcılara değil, varolan kullanıcılara daha fazla odaklanan strateji geliştirmeyi zorunlu kılıyor. Başka bir açıdan bakıldığında ise bu doyum yıllardır devam eden Facebook partisinin ziyaretçileri artık sıkmış olabileceği anlamına da gelebilir.

Tabii bunun öncelikli nedeni başka bir partinin, hatta tanıdık birinin ev sahipliği yaptığı bir partinin yeni içki ve mezelerle ortaya çıkmış olması. Facebook için gençlik ateşiyle dolup taşan, hırçın, çekici ve yenilikçi ev sahibi diyecek olursak, Google için eski dost, tanıdık, güvenilir, her daim yenilikçi ve iddialı sıfatlarını kullanmamız gerekiyor. Yani Google’ın iyi olmayı hedeflediği bir işte rakipler çok kuvvetli olsa dahi bir şekilde maça bir adım önde başlamayı becerdiğini söyleyebiliriz. Bu tespit her yerde Office kullanılırken Google Docs’un kullanılır olması ya da herkes Hotmail ve Yahoo hesaplarıyla oynaşırken Gmail’in bir anda ortalığı duman etmesi örneklerinden de beslenir. Google iddialı olduğunda gerçekten iddialıdır.

Kullanıcılar açısından düşünülecek olursa ise diyebiliriz ki herkes yeni bir başlangıcı sever. Her şeye sil baştan başlamayı, yeni olanın heyecanına kapılmayı ve yeni bir girişimin kendisiyle beraber olgunlaşmasına tanık olmayı herkes ister. Rekabetin psikolojik tarafından bakacak olursak Google gerçekten şanslı. İki haftadır her yerde Google+ haberi gören Facebook mühendislerinin hormonlarındaki dalgalanmaları tahmin etmek güç değil.

Gelecekte Neler Olacak?

Neticede bu rekabet biz kullanıcılara yarayacak. Görüntülü konuşma özelliği ile gelen Google+’ın çıkışının ardından kısa bir süre içinde Facebook’un da aynı özelliği duyurması bunun bir örneği. “Facebook’ta keşke bu da olsaydı” dediğimiz birçok özelliğin birer birer gerçek olacağını göreceğiz. Çünkü Facebook bizim partiden ayrılmamızı istemiyor. Bunun için içkileri ve mezeleri Google’ın partisindekilere benzetmeyi ve hatta diğer partiden yakışıklı erkekleri ve güzel kızları kaldırıp kendi partisine getirmeyi dahi planlıyor. İçki ve mezeler derken Google+’ın özelliklerinden, güzel kızlar ve erkekler derken ise fikir üreten ve bunları uygulamaya döken Google mühendislerinden bahsediyorum. Yanlış anlaşılmasın.

Birkaç öngörüde bulunmak gerekirse, şahsi fikrim video arama özelliği Facebook’un yakın zamandaki en büyük yeniliği olmaya en yakın duran projesidir. Facebook’taki milyarlarca videonun arama özelliğiyle zenginleşmesiyle Google+’a entegre olması beklenen Youtube’u daha az ziyaret etmek isteyeceğiz. Müzik yayını konusu da aynı şekilde.  Hangisi daha önce Grooveshark ve Fizy’i küstürecek ve kendi partisini daha eğlenceli kılacak? Google Music mi yoksa Facebook ile Spotify ortaklığı mı? Rekabetin iki oyuncusu da kendi sosyal ağlarında zaman geçirilirken bunun gerçekten eğlenceli ve dolu dolu bir deneyim olmasını istiyor ve bunun için diğerinin aklına gelmeyen her fikri agresif bir şekilde gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor.

Google+ ile Gmail ve Google Reader çok yakında entegre olacaklardır. Sosyal ağlar üzerinden yazılar okuyoruz ve mesajlaşıyoruz ama neticede hala RSS kullanıyor, hala e-posta atıyoruz. Facebook  buna nasıl cevap verecek? Örneğin geçtiğimiz aylarda denediği ama başarısız olduğu e-posta servisini geliştirmeyi deneyecek mi? Ya da ana sayfasında Facebook dışındaki blogların ve web sitelerinin RSS akışlarına izin verecek mi?

Aslında en önemli soru Google+’taki Circles’ın kullanıcı gizliliği adına attığı büyük ve olumlu adım Facebook tarafında karşılık bulabilecek mi? Malum, Facebook çok uzun zamandır kullanıcıların gizliliğini koruyamadığına ve milyonların kişisel bilgilerine nazik yaklaşmadığına dair büyük eleştiriler alıyor. Sırf bu nokta dahi Google+’ı Facebook’un fersah fersah önüne atabilir. Facebook ise halen marka sayfaları ve sosyal oyunlar konusundaki gelişmiş yapısıyla Google+’ı bir süre daha yavaşlatmayı başaracak. Tabi daha iyi olmak zorunda hissederek ve bu yönde çalışmalar yaparak. Google+’ın bu iki noktada da ciddi çalışmalar yaptığı ileri sürülüyor.

Google ve Facebook Rekabetinin Diğer Unsurları

İki taraf arasındaki oksitosin destekli rekabeti ve devamındaki gelişim sürecini taraflar özelinde kenara bırakacak olursak şahsi görüşüm Facebook ve Google+’ın karşılıklı büyümesi yaklaştığı düşünülen yeni dotcom krizini de önleyecektir. Bilmeyenler için 90′ların sonunda gerçekleşen dotcom krizi haddinden fazla piyasa değerlerine ulaşan internet girişimlerinin beklenen karları elde edememesi ve yatırımcıları üzmesi anlamına geliyor. Bu yeni yarış sayesinde iki taraf da iddiasını korumak için gerçekten iyi hizmet vermeye ve çıtayı yükseltmeye çalışacak ve bu da tüketicilerin memnuniyetini ve dolayısıyla şirketlerin tahmini değerlerine yakın değerlemeleri ortaya çıkaracaktır. Tabi muhtemel dotcom krizi yalnızca bu iki sosyal ağa bağlı değil ancak ikilinin yarattığı hava bütün sosyal ağ sektörüne olumlu bir şekilde yansıyacaktır diye tahmin ediyorum.

Son olarak eklemekte fayda var. Bütün bu rekabetin içerisinde Microsoft’un da enteresan bir rolü olabilir. Zira Google’a rakip olarak çıkarttığı Bing arama motoruyla Facebook içerisinde yer almayı başaran, Skype’ı 8,5 milyar dolara satın alıp hızlı bir anlaşmayla Facebook’un Google’a video konferans karşılığını vermesine yardımcı olan Microsoft kendi sosyal ağını yaratmak yerine taraf seçerek gelecekte de bu süreçte etkili olmaya devam edecektir.

Sonuç

Uzun bir değerlendirme oldu ama bundan önceki 5 yıla damga vurmuş olan ve önümüzdeki 5-10 yılı da haklarında bolca konuşarak geçireceğimiz bu iki devin geçmişlerini ve geleceklerini değerlendirmek bu kadar satırı, hatta daha fazlasını hak ediyor. Yukarıdaki paragrafları tekrar etmeden son bir nokta koymak gerekirse, ben Google+’ın Facebook ve hatta Twitter’ın yerini alacağına ancak bunun zaman alacağına inananlardanım. Zira 700 milyon kişinin aklına ve kalbine girmek hem hiç kolay değil, hem de zaman alacak bir iş.

Oksitoksin hormonu sizinle olsun.

İşim internet yayıncılığı, içerik yönetimi, içerik pazarlaması ve dijital iletişim.

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*

1 yorum

  1. Pingback: Google Authorship Nedir, Nasıl Kayıt Olunur? - Batuhan Apaydın