Oopscool Kurucuları Anlattı: “Türkiye’de Cool Bir Genç Markası Yok!” [Röportaj]

[19 Ekim 2012’de EticaretMag’da yayınlandı]

Görsel gücünün kuvvetli, giyim tarzının ise epey zevkli olduğunu tahmin ettiğiniz ve ama tanımadığınız iki bayanla buluşmaya gitmeden önce nasıl giyinirsiniz?

Oopscool kurucuları ile röportaja gitmeden önce kafamdaki soru buydu (röportaj soruları hariç tabi).

Zor soru. Buluşmamız iş amaçlı olmasaydı daha da zor olurdu.

“Kimseyi umursamıyorum, neyi seversem onu giyiyorum” diyenlere inanmayın. Kimse kimsenin onayına ihtiyaç duymasa da herkes ama herkes (az ya da çok) diğerlerinin kendisi hakkında ne düşündüğünü merak eder ve önemser. Ben de kimi zaman toplumsal kimi zaman bireysel şekillerde beliren bu ego temelli duruşumu pekiştirmek ve “hmm, ne hoş yeni medyacı!” gibi tepkiler almak adına lacivert blazer ceket, beyaz spor gömlek ve koyu lacivert kotu, kahverengi ayakkabı ve kemer ile kombinleyerek çıktım karşılarına (“kombin” kelimesini doğru kullandım değil mi kızlar?).

Bu arada elimde az yağlı bir tall lattenin (evet, Starbucks) olduğunu da belirtmeliyim (evet, içi dolu, içiyorum yani).

Batuhan: Cool insanları bir araya getiriyoruz diyorsunuz ama sizin bahsettiğiniz coolluk benim anladığımdan farklı sanırım. Yani beyaz spor bir gömlek ve lacivert blazer ceket ile de sade ve “cool” olma şansım var mı?

Seda: Tabi ki. Oopscool’un hedeflediği cool olma hali belli bir tarzı, duruşu ve kendine güveni olan herkesi kapsıyor.

Oopscool, öncesinde perakende sektöründe yıllarca çalışmış iki genç kardeşin, Seda Kuyrukluyıldız ve Pınar Uçar’ın e-ticaret ile sosyal ağ mantığını birleştiren bir girişimi. İlk defa girenlerin sonu gelmeyen göz banyosundan kendilerini alamadıkları epey estetik fotoğraflara, modellere ve kıyafetlere ev sahipliği yapıyor. “Yeni moda sosyal paylaşım ve alışveriş sitesi” olarak tanımlıyorlar Oopscool‘u.

Kimsenin kapıdan çevrilmediği ama herkesin de giremediği bazı yerler olur hani. Üst klas mağaza ya da restoranlardan bahsediyorum. Oopscool üst sınıf olmaktan ziyade belli bir tarzı olduğu için bu sınıfa girebilir. Zaten kurucular da Oopscool’u “tarzları genel beğenilerden ayrılan cool gençlerin yerini aldığı bir kulüp” olarak görüyorlar. Her gün pat pat ortaya çıkan kıyafet odaklı e-ticaret sitelerinden sıyrılmanın bir yolu bu.

Henüz birkaç aylık bir girişim ancak şimdiden melek yatırımcılarla ve yatırım fonlarıyla içli dışlı olmuşlar. “Kendinize güveniyor musunuz bu kadar profesyonel ve deneyimli insanlarla aynı masaya oturduğunuzda?” diye soruyorum. “Kendi işinin uzmanı olabilirsin ama başka bir şeyin de acemisisindir. Çok fazla kişiyle konuştuk bu zamana kadar. Yatırımcı nedir, ne yapar? Hepsini yatırımcılardan toplantılarda öğrendik. Özellikle görüştüğümüz yabancı fonların başındaki isimler bir eğitmen gibi yaklaşıyorlar. Çok kıymetli bir deneyim bu. Yatırım alırız, almayız ama her daim konuşabileceğimiz ilişkiler kurduk bu süreçte.” diyor Pınar.

Kardeşi Seda da ne kadar şanslı olduklarından bahsediyor. Çok erken aşamada bir site olmalarına rağmen Oopscool fikrinin görüştükleri birçok kişinin aklına yattığını, randevu almakta hiç zorluk yaşamadıklarını ve şimdiden üçüncü dördüncü tur görüşmelerini tamamladıklarını anlatıyor.

Pınar Uçar, Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği mezunu. “Sistem hatası” diyor okuduğu bölüm için. Zaten mezun olur olmaz Koton’da çalışmaya başlamış. İki yaş büyük ablası Seda Kuyrukluyıldız ise İTÜ Mimarlık mezunu ve o da Mudo’da 10 sene kadar perakendenin tozunu yutmuş. İkisinin de yıllardır beraber çalıştıkları mentorlarına (Mudo’dan Mustafa Taviloğlu ve Koton’dan Yılmaz Yılmaz) büyük saygıları var ve edindikleri tecrübe kendi markalarını yaratmalarına ön ayak olmuş.

Sizleri Seda Kuyrukluyıldız ve Pınar Uçar ile tanıştırmak isterim.

“Türkiye’de cool bir genç markası yok!”


Batuhan: Oopscool nereye doğru gidiyor, nedir hedefi?

Seda: İlk açıldığında daha mass’e ulaşma fikrimiz vardı. Ama bizim tüketicimiz, görsellerimiz, ürün tarzı ve sitenin ruhu, niş demek istemiyorum ama daha stil bir gruba hitap ediyor. “Benim gibi giyinen” anlamında değil. Hayata karşı bir duruşu olan, farklılaşmayı seven. Görsel gözü ve gücü kuvvetli. Sosyal medya ve internete bağlı.

Pınar: Kulüpleşiyoruz aslında. Kulüpleşme çabamız var. Ajansımızla da bu yönde konuşuyoruz hep. Biz bir Markafoni ya da Trendyol olma amacında değiliz.

B: Ama birbirine benzeyen kullanıcılar olmak durumunda değil mi?

S: Gerçekçi olmak gerekirse insanlar birbirini takip ediyor zaten. Hayat tarzımız, saçımız, kıyafetimiz… Bizim kullanıcılarımız da günün sonunda birbirine benzeyecek ama bu prototipleşme anlamında değil. Hedef cool olmak.

P: Türkiye’de cool bir genç markası yok. Ne offline’da, ne de online’da. Bize göre durum bu. Oopscool olarak, iddialı konuşalım: Cool ve genç markası olan tek girişim biziz.

B: Kullanıcılar ne kadar geziyorlar sitede, sitede kalma oranı nedir?

P: 6-7 dakika arası.

B: Ben son girdiğimde bir yarım saat kadar dolaşıp, fiyatlara hiç bakmadan yalnızca güzel fotoğraflara göz gezdirdim. Alışveriş ise hiç aklıma gelmedi. Kullanıcıya alışveriş yapmalarını hatırlatamamaktan korkmuyor musunuz?

S: Önceliğimiz satıştan önce topluluk yaratmak. Topluluğumuz bize sadık. Şu an için önemli olan da bu. Bazısı sosyal paylaşım tarafını seviyor çünkü kendisine yeni bir sosyal alan istiyor. Bazısı da alışveriş ile ilgileniyor. Onca zaman profillerini güncellemeleri için düzenlemeler yaptık ama yapmayan da yapmıyor. Bir kullanıcımız 5 kere alışveriş yapmış ama bir tane bile fotoğraf yüklememiş örneğin.

P: Oopscool’da markaya bağımlılık yaratmak istiyoruz. Öncelikle cirodan ziyade hedefimiz kullanıcıların her sabah önce Oopscool’a girmesi. Sonra diğer sitelere de girecekler; girsinler ama ilk girdikleri sitelerden biri Oopscool olsun istiyoruz. Ondan sonra da ciroda bir sıkıntımız olacağını sanmıyorum.

B: Trafiğin ne kadarı satışa dönüşüyor? Sepet tutarınız ne durumda?

P: Yüzde 10 kadar bir conversion oranımız var. Yüksek olması da normal, her şeyin başında olduğumuz için. Ortalama 120 TL’lik de bir sepet tutarımız var.

B: Hedef kitle olarak kimleri belirlediniz?

P: 22-35 yaş arasında, üniversiteden yeni mezunlar veya genç profesyoneller. Üye kitlemizin yüzde 60’ı kadın, yüzde 40’ı ise erkek. Şehirli, internet ve kredi kartı kullanan, zevk sahibi ve belli bir stili olan cool insanlar.

B: Gelir modeli olarak yalnızca satış mı var aklınızda? Yoksa sosyal ağ üzerinden de planlar var mı?

P: İki yollu gelir modelimiz var. Birincisi satış. Satın almak isteyen satın alabilir. Diğeri de markalarla co-brandingler yaparak çekimleri renklendirmek. Örneğin güzel bir kız, üzerinde cool kıyafetler ve bir Mini Cooper’ın içinde. Biz bu şekilde Mini Cooper’ı da tanıtıyoruz, kendi kıyafetlerimizi de. Yani co-branding ile bir hikayeyi anlatıyoruz.

S: Yalnızca reklam olarak düşünülmemeli. Bizi yukarıya da taşıyacak bir model bu.

B: Sosyal ağ dolayısıyla dating sitesi olma çekinceniz var mı peki?

S: İlk başlarda geldi aklımıza tabi. Kuruluş aşamasında vardı öyle bir korku. Ama privacy ayarlarımız var.

P: Biz üyelerin hareketlerini de gözlemleyebiliyoruz. Sıkıntı olduğunda doğrudan müdahale etme şansımız bulunuyor.

B: Çıta da kalite anlamında belli bir seviyede olduğu için insanlar o amaçla gelmiyor olabilir.

P: Bugüne kadar bir kişi oldu. Bütün kızları cool’ladı, gitti sonra.

S: Bazı mağazalara bir şey almayacaksın girmezsin yani hani. Bizde de öyle bir durum var sanırım. Oopscool’da ürünler pahalı değil ama tasarım ve görsellerle bir şekilde bir standart oturdu.

“Artık herkes tasarımcı oldu”


B: Oopscool ismi nereden çıktı? Zor bir isim değil mi?

S: Gecenin üçünde aklımıza geldi . Hedef kitlemiz için aslında zor değil. Bilen, öğrenen kişinin aklında kalacak bir şey. İleride planlar belki değişir ama şu anda memnunuz.

P: Coolluk bizim asıl derdimizdi. Coolluk markaları diğerlerinden ayıran ve herkesin ciddi olarak literatürüne girmiş bir özellik. Fiyattan daha önemli bir özellik artık. Markanın çok pahalı olması gerekmiyor. Örneğin Türkiye’de bir Pull and Bear gerçeği var. Çok pahalı değil ama herkes bayıla bayıla giyiyor. Tek nedeni var: İnsanlar kendilerine yakıştırıyor. Demek ki artık fiyat algısı değil; işin cool olma durumu, markanın kişiyle özdeşleştirilebilmesi önemli.

S: Oops da İngilizce’de biliyorsunuz şaşırma anlamında kullanılıyor. Biz de sitenin birçok yerinde kullanıyoruz. “Oops ürün bitti” gibi.

B: Ürünleri siz mi tasarlıyorsunuz?

P: Seçiyoruz da tasarlıyoruz da. Dünyanın her yerine giden insanlarınız ikimiz de. “Sizin için en cool ürünleri biz seçiyoruz, tasarlıyoruz” diyoruz.

S: Tasarım değil bizim yaptığımız. Tasarım lafını pek sevmiyoruz. Artık herkes tasarımcı oldu. Elinizi salladığınızda tasarımcıya çarpıyor. Bir ünlü, kıyafetinizi giydiğinde tasarımcısınız. Başka bir tasarımcının çizdiğinin aynısını yapıyor ve sitenize koyuyorsunuz; dünyalar kadar satıyorsunuz ve tasarımcı oluyorsunuz. Biz bu değiliz. Senelerdir bu işin içinde olan, dünya trendlerini çok ciddi takip eden, başka bir tasarımcının yaptığını değiştirerek yapmak yerine trendleri takip ederek kendi çizgilerini yaratan bir ekibiz.

B: Öte yandan, kullanıcı açısından düşünecek olursak, Instagram’da bir filtre atarak estetiğe ulaştığını zannedenler de var. Doğru ya da yanlış, bu böyle.

P: Evet. O yüzden fotoğrafa çok büyük önem veriyoruz. Bizim fotoğrafımız sıradan olursa bu ayıptır.

B: Kaç kişilik ekip?

P: İki kurucu olarak biz. Merchandiser iki tane. Fotoğrafçımız, yazılımcımız ve depo elemanımız. Bir de şöyle bir durum var: Seda’nın eşi tekstil üretimi yapıyor. Aynı şirket çatısı altında çalışıyoruz. Orada tasarlıyoruz ve orada üretiliyor, bu tarafta satılıyor. Onların çok güçlü ve kalabalık bir ekibi var. O ekip bize her anlamda destek oluyor zaten. Görünürden daha kalabalık yani.

B: Yıllarca kurumsal tarafta çalıştıktan sonra girişimciliği yaşamak nasıl bir duygu?

S: Perakende sektöründe çalışmış olmanın avantajını yaşıyoruz şu anda. Yoğunluktan dolayı bizim 9-6 arası sabit bir tempomuz yoktu hiçbir zaman. Ama kurumsal şirkette arkanızda ve yanınızda 20-30 kişilik ekipler oluyor. Ama girişimcilik tarafında aldığın bütün kararlar seni bağlıyor. Yaptığın yanlış da doğru da senin.

P: İşin maddi tarafı da aynı şekilde. Kurumsal tarafta işler finansal anlamda daha kolay gerçekleşebiliyor ama girişimcilik biraz aç kalmak demek.

B: Nakit akışını yönetirken zorlanıyor musunuz?

S: Bizim bir birikimimiz vardı, o anlamda rahattık. Ama şimdi geriye bakıyoruz, çok daha iyi yönetebilirdik bütçemizi. Daha öncelerde maaşlı olarak çalışmanın, parayı düşünmemenin rahatlığını yaşamış insanlarız. Zannediyorsunuz ki hemen gelecek para, hemen satış olacak. Gelebilir tabi ama o rakamsal başarı senin büyümek için daha çok harcaman gerektiği anlamına geliyor. Bu böyle basit bir denklem. Biz de şu an büyümek için daha fazla para harcama noktasındayız.

“Türk halkının özgüveni yüksek”


B: Model sisteminden bahsedelim biraz da. Kaç tane modeliniz var? İsimleri Oopscool çalışanı olarak mı geçiyor?

S: Çalışan değiller, gönüllüler. Oopscool ailesinin bir parçası onlar.

P: Oopscool ailesi diyoruz biz. Böyle bir komünite oluşturuyoruz. Ofise çat kapı gelen, beraber oturup güldüğümüz; “ben evlendim” diye çıkagelen ve “düğünüme bekliyorum” diyenler. Baya tatlı bir komünitemiz oldu. 20 kişiler. Çok sayıda başvuru geliyor.

B: Hangi kriterlere göre seçiyorsunuz modelleri?

P: Acayip güzel bir erkek ya da acayip güzel vücutlu bir kadın olmayabilir ama cool olabilirler. Biz o potansiyeli doğru styling ve iyi bir mizansenle ortaya çıkartabiliriz ve böylece o kişi kendi içindeki o coolluğu keşfedebilir. Bize sadece çok güzel insanlar başvurmuyor. Türk halkının özgüveni yüksek.

S: Parisien stilinde kızlarımız da var. Türk gibi değil. Onun üzerindeki ürünü satın alanların grafiğine baktığımızda ise daha normal hoşluktaki bir modelimizin üzerinde olan üründen düşük satıldığını olduğunu görüyoruz. Kullanıcı kendisini daha normal olan ikinci kıza benzetiyor demek ki.

B: Modellerinize dışarıdan iş teklifleri oluyor mu?

P: Rakiplerden oldu evet. Taklit etmek isteyen bir iki site çıktı. Aleni hem de! Çalışanlarımıza teklifte bulunan da oldu. Büyük bir site hatta bu, herkesin bildiği bir site. Bizim çekim yaptığımız mekanlara gidip aynı çekimleri yapmaya çalışanlar da oldu. Çok sinirlendik ve üzüldük başlarda.

B: Hoşunuza gitmeli bence.

P: Sonra hoşumuza gitti. Zaten yapamadılar. Bir de Seda ile ikimizin gözlerine o kadar endeksli bir iş ki bu. Biz olmadan bu iş olmaz. Taklit edilmesi zor o yüzden.

B: Oopscool kıyafetleri giyen gençlere Daddy Cool eşliğinde halk oyunları oynattınız. Neydi amaç, memnun musunuz sonuçlardan?

P: Epey ilgi gördü o çalışmamız. Farklı olsun, cool olsun, viral olsun istedik. Sonra Oopscool kıyafetleri ile halk dansları oynayalım dedik, Daddy Cool eşliğinde. Ozan Açıktan‘ın çektiği ve Devlet Opera ve Balesi’nden dansçıların yer aldığı bir çalışma çıktı ortaya. Bazıları çok eleştirdi, “siz bizim kültürümüzü yozlaştırıyorsunuz” diye. Yeter ki tepki olsun, iyi veya kötü, biz varız. Tepki olmazsa kötü. Sen özünde cool oluyorsan, özünü unutmuyorsan ve Oopscool ile halay çekebiliyorsan sen coolsun. Küçümsemiyoruz yani halk oyunlarını. Dansçılar hiç dalga geçmeden o halk oyunlarını oynuyorlar.

B: Son olarak, var mı sizin gibi girişimcilere tavsiyeniz?

P: Birincisi parasız kalmaya hazırlarsa bu işe girsinler. Herkes söylüyor ama biz de söylemiş olalım. Kuruşun hesabını yapsınlar. Bir de çok farklı bir fikirleri olsun. Ana köşeler artık belli oldu Türkiye’de.

S: Biraz da Türk işi bir şey girişimcilik, bize çok uyuyor. Kısa yoldan köşeyi dönme amaçlı. Herkes “ben de Markafoni ya da Trendyol olacağım” diye yola çıkıyor.

P: Girişimci olacaklarsa da tekstil yapmasınlar bence. Türkiye’nin yarısı tekstilci zaten. Görüştüğümüz bütün yatırımcılar teknoloji tarafında girişimci arıyor. Yazılımsal anlamda düşünsünler. Parlak fikirler orada.

Oopscool’u Facebook ve Twitter sayfalarından takip etmeniz de mümkün.

business dev, content marketing, native advertising // former product manager @yemekcom & @yemeksepeti

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*