tom-cruise-isyan

RSS’inde Blog Yazılarına Kısmen Yer Verenler Online mı?

RSS beslemesi (rich site summary, really simple syndication ya da rahat sayfa süzgeci) her gün deli deli içerik tüketen (okuyan, izleyen, dinleyen) biz fanilerin neredeyse her dakika karşımıza çıkıveren yüzlerce içeriği düzenli bir şekilde takip etmemizi sağlayan xml formatı oluyor.

“RSS nedir, yenir mi?” dersi için: RSS – Wikipedia

Malumun ilanı: RSS üzerinden içerik takibi yapan kişilerin tek ve en büyük derdi içeriklerinin yalnızca bir kısmını yayınlayan sitelerdir/bloglardır. Bu sitelerin RSS beslemesinde açılan ve ancak tamamı değil yalnızca ilk kısmı açılan her yeni yazı ile Atlas Okyanusu’nda bir köpek balığı intihar eder.

RSS kullanıcıları beni anladı ama anlamayanlar için:

  • Yazı başlığı: Dışarıda 28 TL Verdiğiniz Domates Soslu Makarnayı Evde Yapabilmeniz İçin 2 İpucu
  • RSS içeriği: Dışarıda ateş pahası olan bildiğimiz domates soslu makarna için dünyalar kadar parayı vermek yerine evde yapabilirsiniz. Domates soslu makarnayı evde, hem de kendi mutfağınızda yapmak sandığınız kadar zor değil. [Bundan sonrasını RSS’te okuyamazsınız, okumak için buraya tıklayın. En güzel makarna fotoğrafları galerisi için ise – yok bu olmadı]

rss-kismen-yayin

Derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum. RSS okuyucuları beni anladı. Gerçek RSS okuyucuları o “devamı” linkine tıklamazlar (eğer evde domates soslu makarna yapmayı bilmiyorlarsa tıklarlar, orası ayrı).

Peki neden blogunun RSS beslemesinde yazılarının bir kısmını değil, tamamını yayınlamalısın?

Çünkü okuma deneyimimi baltalıyorsun: Beni web sitene göndermeye çalışarak benden ekstra çaba sarf etmemi ve web siteni tarayıcıda açarak zaman kaybetmemi, sayfanın yüklenmesini beklememi istiyorsun. Benim okuma deneyimimi baltalıyorsun ve seninle ilgili pozitif duygulara sahip olmamı istiyorsun. Yanılıyorsun.

Çünkü bu şekilde fayda sağlamıyorsun: Yazının başlığı ilgimi çekmiş, yazını okumaya başlamışım. Fayda odaklı olmak içerik pazarlamasının temelindedir ve ne yazarsan yaz sen de içeriğinle en az bir şeyi pazarlıyorsun. Belli ki bir fayda sağlayacaksın ve ben de sağladığın bu faydadan yararlanmak istiyorum. Ancak sen yazıyı ikiye bölerek ve beni sitene çekmeye çalışarak ortadaki fayda odaklılığı kaldırıyorsun.

Çünkü içeriğinle ve seninle bağ kurmamı engelliyorsun: Binbir emekle ürettiğin içerikten faydalandığımda mı yazılarına ve sana daha çok bağlanırım, yoksa sitene +1 unique visitor (tekil ziyaretçi) olduğumda mı? Hangi yolla seni takip etmeyi istememin ihtimali daha fazla olur?

Çünkü “trafik peşinde koşuyorum” diye bağırıyorsun: Trafik peşinde koşmakta sıkıntı yok, yayıncı olarak daha fazla trafik elde etmeye çalışıyoruz. Ama sen bunu bağırıyorsun. “Ben okuyucularımı RSS beslemesinde değil, sitemde istiyorum” diye haykırıyorsun. Tuncel Kurtiz ustanın da dediği gibi “Etme“. Bu kadar belli etme.

Çünkü aslında yazdıklarını okumasam da olur: İstatistikler (yakın çevrem ve takip ettiklerim) gösteriyor ki istisnalar haricinde RSS beslemesinde yazılarının bir kısmını yayınlayanların içerikleri okunmuyor, tıklanmıyor. Çünkü aslında okuyabileceğim onlarca farkla kaynak var ve bu okunanlar ya içeriklerinin tamamını RSS’e full açık yayınlıyorlar ya da siteleri ekstra efor ile tıklanacak kadar iyi, yani gerçekten iyi yazıyorlar (benim dünyamın en güzel istisnaları onlar. örn: mserdark.com).

Peki neden yüzlerce içerik arasında senin yarım bırakılmış, bubi tuzaklı RSS beslemen tıklanmalı?

Dijital yayıncılık bu değil.

Dahası da var.

Çünkü bir Seth Godin değilsin.

Çünkü bir Guy Kawasaki de değilsin.

Çünkü bir Malcolm Gladwell de değilsin.

Çünkü yıl 2013 olmuş, sen hala…

İşim internet yayıncılığı, içerik yönetimi, içerik pazarlaması ve dijital iletişim.

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*