Kanıtın Yokluğu Yokluğun Kanıtı mıdır?

Zeki okuyucuyu seviyorum.

Yalnızca okumuş olmak için okumayan ve sadece verileni almak için satırları tüketen değil de yazıyı hissederek ve düşünerek okuyan, yaşayan ve yaşı kadar eskimiş süzgecinden geçirip kendi doğrularıyla tartan okuyucu benim gözümde makbul olan.

Her yazı için geçerli değil tabi bu. Yalnızca üzerinde saatler harcanan, ince dokunan, sık elenen yazılar için geçerli. Yazıya verdiğim değere karşılık arıyorum yani.

Dün sosyalmedya.co’da yayınlanan “İyi İçerik Üretmenin 10 Emri” başlıklı yazıma gelen bir yorum yazdırıyor bana bu satırları.

Türk insanı genelde motivasyondan hoşlanır, bunu yazınızda içinizdeki ateşle fazlasıyla verebilmişsiniz, tebrikler. Ancak içerik popülarite ve çok okunma nedeniyle değil, insanlara farklı bir bakış açısı kazandırma amacıyla üretilirse gerçekten “iyi içerik” olur. Eğer sadece ahkam kesmek, çok okunmak ve çok yorum alma,  paylaşılmak istiyorsanız, burada Erol Köse’nin twitter taktiğini veriyorsunuz… Malesef bu yazıda insanların hayatlarına değer katma anlamında tek bir madde göremedim… Son maddenin gerçekten okuyucuyla ilgili olmasını bekledim, ama yine sizin kaç yorum alabileceğinizle ilgiliymiş.

Bende o zaman bitiriş cümlenizi size sunayım:

“Farklı oldum, çarpıcı davrandım, ahkam kestim, imlaya dikkat ettim ve şimdi yorumunuzu bekliyorum sevgili okuyucu.”

Baam.

Adam haklı. Bu yoruma ve yazarına ekstra saygı duyuyorum çünkü yazı üzerine düşünüp, kendi süzgecinden geçirmiş ve yazının stiline uygun olarak bana gol atmış.

Budur.

İşte tam olarak hitap etmek istediğim kitle budur.

Şurası gerçek ki ben bu yazıyı eksik yazdım. Yazmışım. Çünkü ben insanların fayda sağlamak ve başkalarına değer katmak için yazı yazdığına gönülden inanan, bu şartı “varsayılan” olarak farz eden bir insanım. Yani bütün yazı aslında öncelikli olarak faydada bulunmak ve katma değer sağlamak üzerine kurulu ama bundan bir kere bile bahsetmediğim için yazı sakat doğmuş, prematüre kalmış.

Yazının genelinde hissettirmeyi unuttuğum bir gerçek ya da daha doğrusu hissettirme gereği duymadığım çünkü varsayılan kabul ettiğim bir gerçek, dikkatli bir okuyucu tarafından fark edildi, eksikliği suratıma çarpıldı.

Hakkını veriyorum.

Peki kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı mıdır?

business dev, content marketing, native advertising // former product manager @yemekcom & @yemeksepeti

Görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz

*